zเyคгєtçเ รคyıรıdesign logoOnline 
вєкιя∂є∂є ує ๔คкเкค รคภเאє ๓เรคŦเгเ ๏l๔ยภยz .....
Şıhbarak …..Çünkü yarın burada olamayabilirim.Beni fazla bekletme... ….Click for Konya, Turkey ForecastKonya

ŞiHbArAk kÖyÜ

• 10/7/2009 - Çoban ve Elma Ağacı...

Bir kar tanesi kadar beyaz ol ama ; onun kadar soğuk olma

Sanaydı Şiirlerim! Her dizesinde sen vardın ! Yüreğime yazılmıştı sevgin ! Nedendi gözlerindeki hüzünlü bakışın

 

"Bize değer kazandıran şeyler, yaptığımız işlerdir." )

 İğne batırırsan kanamaz mıyız?Gıdıklarsan gülmez miyiz?Zehirlesen ölmez miyiz?Ve bize haksızlık edersen intikamımızı almaz mıyız?tv

"Çaresiz kaldığınızda bilin ki tek çare yine kendinizsiniz...!" Acilis Sayfasi Yapin Favorilere Ekleyin Bize Yazin

 "Ayakta ölmek diz ustu yasamaktan daha çok onur vericidir...!"

Bir gün birisiyle dost olduğunuzda, yarın onun bir düşman olabileceğini unutmayın.

Çoban ve Elma Ağacı...

Yaşlı çoban sürüsünü otlatmak için yaylaya çıktığında tepeye yakın bir elma ağacının altında dinlenir ve eğer mevsimiyse, onunla konuşarak:
"Hadi bakalım evladım, derdi. Bu ihtiyarın elmasını ver artık".
Ve bir elma düşerdi, en güzelinden, en olgunundan. Yaşlı adam sedef kakmalı çakısını çıkartarak onu dilimlere ayırır ve küçük bir tas yoğurtla birlikte ekmeğine katık ettikten sonra, babasından kalan Kur'an'ını okumaya koyulurdu.

Çoban, bu ağacı yirmi yıl kadar önce diktiğinde sık sık sular, bunun için de büyükçe bir güğüme doldurduğu abdest suyundan geriye kalanı kullanırdı. Elma ağacının kökleri, belki de bu sularla kuvvet bulmuş ve kısa sürede serpilip meyve vermeye başlamıştı. Çoban o zamanlar henüz genç sayıldığından şöyle bir uzandı mı en güzel elmayı şıp diye koparırdı. Fakat aradan geçen bunca yıl içinde beli bükülüp boyu kısalmış, ağacınkiyse bir çınar gibi büyüyüp göklere yükselmişti. Ama boyu ne olursa olsun, ağaç yine de yavrusu değil miydi? Onu bir evlat sevgisiyle okşarken :
"Ver yavrum, derdi, gönder bakalım bu günkü kısmetimi."
Ve bir elma düşerdi hiç nazlanmadan, yıllar boyu hiçbir gün aksamadan.

Köylüler, uzaktan uzağa gözledikleri bu hadiseyi birbirlerine anlatıp yaşlı çobanın veli bir zât olduğunu söylerlerdi.

Yaşlı adam, ağacın altında dinlenip namazını kıldığı bir gün, yine elmasını istedi. Ancak dallar dolu olmasına rağmen nedense birşey düşmemişti. Sonra bir daha, bir daha tekrarladı isteğini. Beklediği şey bir türlü gelmiyordu. Gözyaşları, yeni doğmuş kuzuların tüylerini andıran beyaz sakalını ıslatırken, ağacın altından uzaklaşıp koyunların arasına attı kendini. Yavrusu, meyve verdiği günden bu yana ilk defa reddediyordu onu. İhtiyar çobanın beli her zamankinden fazla bükülmüş, güçsüz bacakları da vücudunu taşıyamaz olmuştu. Hayvanlarını usulca toplayıp köye doğru yöneldiğinde, aşağıdaki caminin her zamankinde daha nurlu minarelerinden yankılanan ezan sesiyle irkildi birden. Yeniden doğmuştu sanki çoban. Birşey hatırlamıştı.
Çocuklar gibi sevinerek ağacın yanına koştu ve ona şefkatle sarılırken :
"Canım" dedi, hıçkırıp ağlayarak.
"Benim güzel evladım, mis kokulum. Şu unutkan ihtiyarı üzmeden önce neden söylemedin, bu günün Ramazan'ın ilk günü olduğunu ?"

Sana beni anımsatacak
Kalıcı bir şey olsun istiyorum
Bu, ne bir şarkı,
Nede bir şiir olsun.
Akşamlar olsun örneğin,
Karanlıklar olsun dilersen.
Yada
Akşamlarda, karanlıkta parlayan
Milyonlarca yıldız.
Senin için hiçbir şey ifade etmiyorsa birisi,
Diğeri beni hatırlatırcasına ısrarla

 başının üstünde parlasın.
Yalnız kaldığın zaman bir akşam
Düşünceler ortasında bulduğun an kendini,
Başını kaldır gökyüzüne
Karanlıklar içinde gözlerin ışıldasın..
İşte o zaman,
BELKİ BENİDE HATIRLARSIN.. 
    Şıhbarak'lı bekirdede 

DOSTLUK İPİ

Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkânı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soğuk bir kış gecesi dükkânı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi varmış ne de parası. Günler boyu iş aramış ama bulamamış... Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini...
Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş. Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam,
"Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer" diye söylenmiş.
Zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş. Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar,
"Zavallı adamcağız kim bilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?" diye düşünmeye başlamış.
Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş. Yaşlı işadamı, terzinin yanına yaklaşıp,
"Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim" deyince,
"Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş" diye yanıt vermiş terzi.
Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş.
"Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?" diye soran yaşlı adam,
"Ben terziyim" yanıtını alınca
"Benimle gel, hayat hikâyeni yolda anlatırsın" diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi.
Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaşlı adam, terziye bir dükkân açmasına yetecek kadar para vermiş. Bunun karşılığında tek istediği kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş. Terzi yeniden bir işe hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış. Bu arada yaşlı işadamı da desteğini esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş. Küçük dükkân önce kocaman bir modaevine dönüşmüş, sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya başlamış. Terzi artık "ünlü işadamı" diye anılır olmuş.
Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş. Terzi çok büyük bir iş bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra yaşlı adam birden fenalaşmış, kalp krizi geçiriyormuş. Hemen bir ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmasını sağlamış. Yeni işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş. Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü yaşlı adamı ziyarete gidememiş.
Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu sefer de utancından yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış. Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkân kalmış. Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş hemen nerede hata yaptığını sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş.
Ve başlamış anlatmaya:
"Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş.
Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş. Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül ona
"Senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın" demiş.
Gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış. Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladığında ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış.
Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış. Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu. Keşke güzel giysiler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın..."
Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiş terzi, çünkü söyleyecek bir sözü yokmuş...
Dostluk iplerinizi koparmamanız dileğiyle.

Dostlarınızı Yarı Yolda Bırakmayın

Adam ve hayattaki tek arkadaşı olan köpeği bir kazada birlikte ölmüşlerdi.. Gökyüzüne çıktıktan sonra bembeyaz bulutların arasında dolaşmaya başladılar.. adam çok susamıştı.. biraz su bulabilmek ümidiyle yürümeye devam ederken, birden kendilerini muhteşem bir manzaranın karşısında buldular.. rengarenk çiçeklerle süslü bir bahçe, altından yapılmış bir bahçe kapısı, ve onları karşılayan beyazlar içinde bir kadın.. Adam köpeğiyle birlikte kadına yaklaştı ve sordu:"Affedersiniz... Burası neresi?"

Kadın ona gülümsedi: "Burası Cennet, efendim" Adam bunun üzerine sevinçle "Harika...!!!" dedi "Peki bana biraz su verebilir misiniz? gerçekten çok susadım".... Kadın cevap verdi: "Tabi efendim, içeri girin... içeride dilediğiniz kadar su bulabilirsiniz....." Böylece adam köpeğine döndü, "Hadi oğlum içeri giriyoruz" diyerek kapıya yürüdü... ama kadın onu birden durdurdu: "Üzgünüm efendim, köpeğiniz sizinle gelemez.. Hayvanları içeri almıyoruz..." Bunun üzerine adam bir an durdu.. düşündü.. ve geri dönüp köpeğiyle birlikte geldikleri yolun tam ters yönünde yürümeye koyuldular. Bir süre geçtikten sonra kendilerini bu kez tozlu çamurlu bir yolda buldular ve yolun sonunda karşılarına çiftlik girişini andıran bir kapıyla yırtık pırtık elbiseli bir dede çıktı... adam sordu: "Affedersiniz.... bana biraz su verebilir misiniz??" Dede "İçeri gel" dedi.. "kapıdan girdikten sonra sağ tarafta bir çeşme var..."Adam sordu: "Peki arkadaşım da benimle gelip oradan içebilir mi?" Dede " Tabii..."dedi.. "çeşmenin yanında köpeğinin de su içebileceği bir kâse bulacaksın..." Bunun üzerine adam kapıdan girdi... biraz yürüdükten sonra sağ tarafta çeşmeyi buldu.. Adam çeşmeden köpek de oracıktaki kaseden doya doya içerek susuzluklarını giderdiler.... Derken adam geri giderek girişte bekleyen dedeye sordu:
"Su için çok teşekkür ederim... Peki burası neresi..?" Dede "Burası cennet" dedi. Bunu duyan adam şaşırdı: "Ama nasıl olur..? az önce burası gibi kırık dökük olmayan muhteşem bir yere gittik ve orasının da Cennet olduğunu söylediler..." Dede "şu rengârenk çiçeklerle süslü altın kapılı yer mi?" dedi... "ama orası Cehennem.."Adam iyice şaşırmıştı: "Peki ama orası sizin adınızı kullanarak insanları kandırıyor diye hiç kızmıyor musunuz..??" Dede gülümsedi: "Kızmıyoruz.....çünkü onlar kendi çıkarı için en iyi arkadaşını yarı yolda bırakanları Cennet'ten uzak tutuyorlar...."

MiLLet KüLhan ßeyi Olmu$ , Etraf| ßo$ ßırakt|k ÇakaLLar Dolmu$, ßizim Yürüdüqümüz Gayri Meçhul YoLmu$ , aLem DedikLeri Şey Meğersem Buymu$. Harbiden HaLimiz DumAn OLmuŞh

Gençlik her ne kadar yaz çiçeğine benzesede arkasında ihtiyarlık,kurumuş bir kır çiceği gibi nöbetçi kalmaktadır

(•ิ_•ิ) Bakınıyo öyle

Köyden yalın yaya düştüm yollara,
Sebebini dersem diller nar olur,
Avuç açmam billâh namert kullara,
Gam kasavet beni boğar dar olur.
Namerde el açma, Allah’a dayan,
O’ndan vazgeçersen güller kar olur,
Halimi kimseye eylemem ayan,
Dostun tek sözüyle ömrüm kâr olur. 
Özü sözü birdir bilirim dostu,
Vefa istersen gel, sereyim postu,
“O” gidince Bilal dünyaya küstü,
Hasret çeke çeke güller har olur.
Bıkmadan aradım elde vefayı,
Güllerde sanırdım bir tek sefayı,
Çekmeye talibim kutsal cefayı,
Ah edip inlersem güller zar olur.
Cefa deme sakın safa dururken,
Zamansız kıymet bu doğru yürürken,
Yürekler tek yumruk Hakk’a vururken, Şaş bakar her biri düşman kör olur.
Dostun sohbetiyle açılır güller,
Vefasızlık biter saçılır küller,
Daima nadana kapalı tüller,
Cahil sohbetiyle yürek kor olur.
Sohbet sırdır dedik ele vermedik,
Ağladık bazı vakt yele vermedik,
Şiir yazdık amma tele vermedik,
Hakikat sevdası elbet nur olur.  Sırrımı saklayan yüreğe kurban,
Gözyaşımı silen bileğe kurban,
Yoktan hayat veren Halik’a kurban,
Hakk’a gönül veren bir gün pir olur. 
Pirlik istemem ben, dervişlik yeter,
Mürşidin yolunda sarhoşluk yeter,
Dergâhta takmaya bir başlık yeter,
Süleyman’ın mülkü bizde mur olur.
Gönlü engin kula rütbe ne gerek?
Tarhanayla doyar, neylesin börek?
Fazlaca görülmez böyle bir yürek,
Nefsi dizginleyen Hakk’a yar olur. 
Hakk mahlûkat için sevda yaratmış,
İçine en güzel ihlâsı katmış,
Ne çare insanlar zulmete batmış,
Fenaya varmayan hep berdar olur. 
Bazı yoldan çıktım isyan ederek,
Ciğerimi dil-hun büryan ederek,
Cümle ahvalini beyan ederek,
Can u baş verenler berhudar olur. 
Yolundan çıkmışı toparlar iman,
Bir dosta denk gelir, son bulur güman,
Başında varsa da dağılır duman,
Hakiki dost bulan bahtiyar olur.
Bir vakit gurbeti mesken eyledim,
Her nereye gitsem onu söyledim,
Yürek paramparça dosta peyledim,
Korkarım sonunda tarumar olur.
Hasreti tatmayan yiğit olur mu?
Gurbete gitmeyen acı bilir mi?
Sabra sabr ekmeden o yar gelir mi?
Sırt veririm dosta bergüzar olur.
Elimde bir tutam ümidim vardı,
Yoksa dertler beni çöle salardı,
Gül dediğim sonsuz belaya sardı,
Bak gör âşıklarda hayat zor olur. 
Sonunda geldik biz aşk tuzağına,
Nasıl düşürdü bak kendi ağına,
Beklerim her şeyi Cennet bağına,
Velâkin dönmedi ateş-bar olur.  Gelmemiştir vakti, dönmedi ise,
Biraz daha sabret, düşme yeise, Yüreğini asla düşürme ise,
Zamanı gelince karlar har olur. 
Kibirden uzaktır tüm ehli iman,
Kuruntu eyleme, sönmesin çıran,
Yüreği her daim Allah’a yanan,
Ayağı kaysa da elbet nur olur.
Söyle son cümleni tadında kalsın,
Her cümle âlemin yâdında kalsın,
Bin yıl geçse her sır adında kalsın,
Sayarsak bu sözler bin tomar olur.
 

suLtaN oLmush kahpeLer..deLikaNLı oLmush p..Ler.haNımefendi oLmush süRtüKLeR..muMLa aRaNıR oLmusH BİzİM qibiLeR...

∂є∂єηιzι özℓєтмєуιη уιηє gєℓιη 

Bir yandan türkü söyler
Bir yandan yürür ağlıyarak,
Sevdası rüzgâr gibi iter
Dere boyunca yalnayak.

Nilüferler gibi solgun Ophelia!
Yanaklarına yapışır saçları.
Açılır etekleri suyun yüzünde,
Seyrederdi söğüt ağaçları.

İnsan kalbi o zamanlar da vardı
Daha küçüktü, daha kırmızıydı ama şimdikinden
Kopardılar kalbini Ophelia'nın
Nilüferler gibi sarardı.

Şimdi de kızlar sokaklarda,
Minnacık eller, ayaklar, saçlar.
Ama nerde onlar, nerde Ophelia
Nerde evvel zaman içindeki aşklar.

Sevdamız kayboldu zamanlarda.
Dişi ceylânla erkek ceylân
Ayrı yönlere koşar gider.
Bir sevişmek kaldı romanlarda.

  Sevme beni, korkuyorum… Bu ruh, bu yürek alışık değil yaralarının sarılmaya çalışılmasına… Ömrümce içimi cam kesikleriyle lime lime edenlere koştum ben… Benden beni çalıp geri vermeyenlere uzandı ellerim yıllarca… Hep bekleyendim, hiç olmadı bekleyenim… Şimdi ne olursa olsun bekleyenim olacaksın biliyorum ama inanamıyorum… Bilip de inanmamanın nasıl olduğunu sorma bana… Yine, ben anlatmasam da beni anlamana sığınıyorum… 

Sevme beni, korkuyorum… O kadar uzun zaman beklentisiz, karşılıksız sevdim ki insanları ve o kadar uzun zaman beklentisiz, karşılıksız sevilmeyi bekledim ki, artık yitirdim inancımı… Artık onlardan biri olmak için kendime rağmen kendimle cebelleşirken çıktın karşıma… Sevme beni, kendime geri dönmemeliyim… 
Sevme beni, korkuyorum… Korkumdan yazmadım sana bunca zaman… Korkumdan içimdesin… Ben’li cümleler olmasın satırlarında….Okuyunca içim içime sığmıyor… Yansımamı sende görmek yüreğimi yakıyor… Sen yazdıkça, çok eskide kalan bir masal belli belirsiz benliğime süzülüyor… 

Sevme beni, korkuyorum… Şimdi zamansızlıklarımda boğuluyorum… Gereksiz meşguliyetler yarattım dünyevi istekler adına… Kaçışımı kolaylaştırsın diye önemli insan rollerine büründüm ahmakça… Kendimi kandırıp, kendimden kaçıp kaybolmanın, yok olmanın, hiç olmanın derdindeyim… “Ben” olarak tutunamıyorum… 
Sevme beni, korkuyorum… 

Sevme beni, “Beni sevme” derken içimi parçalıyorum, içime kanıyorum… 
Sevme beni, hak etmiyorum… 

Sevme Beni....

Nasıl bir yangın ki bu alevlerin bile canı yanıyor..
Nasıl bir yalan ki kelimeler kaçacak yer arıyor ..

Gel bunları olmamış sayalım desem de boş..
Hiç inanma...
Gel güneşi doğmamış sayalım desemde yok..
Artık sen bana kanma..

Yüreğim ağır yaralı derinden..
Yanmaz artık istesemde yeniden..
Çok yaralar sardı kalbim ama...
Bu yara kapanır bilemem.....

-İki deli yolda yürüyormuş. 
birinci deli; ben gidiyorum susadım demiş.
 ikinci deli; hazır gitmişken benim içinde içiver demiş. 
Birinci deli; tamam deyip gitmiş on dakika sonra gülerek gelmiş. 
İkinci deli; ne oldu diye sormuş?
 Birinci deli; ha hay kendi yerime temiz su, senin yerinede boklu su içtim demiş.
Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim, dedin
bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi- gömülü kalbim.
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.

 

 

 

Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka bir şey umma-
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.

Seni ben değil gözlerim şeçti onlar sevdi onlar beğendi sen benim değil onlarınsın, gittiysen bana ne onlar ağlasın...

Binlerce gündür boğazıma usturayım.
Özgürlükte çürüyor uçurtmamın çıtaları.
Dua et de ölümün farkına varmadan ölelim.
Öldüm ulan ölmekten! Kapat/sana gözlerimi.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!

Hakkımda

kİŞİSEL bİR sİTE


   

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Blog RSS
Gizemli
Sihbaraklım
Sıla
sihbarak askı
Ziyaraeçi Defteri

Kategoriler

Arkadaşlar

Blogcu Yardım

widgeo

ImageChef.com - Custom comment codes for MySpace, Hi5, Friendster and more ImageChef.com - Custom comment codes for MySpace, Hi5, Friendster and more

Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
Son Sayfa | Sonraki Sayfa

Aşk hilesiz sevmektir dostlar ve sevgiyi taa ruhunun derinlerinde hissedebilmektir. Bence sevebilen insan talihli insandır, güzel insandır, erdemli ve saygın insandır. Saygınlığı ve sevilmeyi hak eden insandır.bekirdede@hotmail.com

ImageChef.com - Custom comment codes for MySpace, Hi5, Friendster and moreImageChef.com - Custom comment codes for MySpace, Hi5, Friendster and more