|
karşınısdakinin boktan biri olduğunu düşünmenise rağmen onu istemeye devam ediosanıs sıkıntı verici bi durum zira "allahım yarappim nerden çıktı bu insan karşıma,bölesi boktan birini neden istiorum ama istiorum işte napiyim " şeklinde serzenişlerle kendi kendinisi yiyip bitirebilirsinis..
|
|
| kendini ve cevresini iyi gözlemlemiş, dürüst ve ne istedigini bilen, gelecekten, olasılıklardan korkmadan ruhunun cektigi yönde ilerleyen, ayrıca kendisinin* de boktan oldugunun farkında olan kişinin sevdigine söylediği son sözler. bunun üstüne ya sevilen sevenin kollarına atılıcaktır, ya da cidden boktan biri oldugunu ispatlayarak "sensin lan boktan" diyip ortamdan kacacaktır.***
|
|
| eğer yeterli derecede bilgi birikime sahıpseniz sizi cekemeyenlerin söyleyeceği cumle ama hakikaten hiçbir artınız yokken insanlara yukarıdan bakıp onları iplemez tavırlar takınana söylenebilecek ve onların kişiliklerinin nasıl olduğunu anlamamıza yarayacak cümle kendini bir bok sanmak |
| | Bugün sizlere boktur, sıçmaktır onun gibi iğrenç şeylerden bahsedeceğim. Ama hepimiz insanız ve bunu yapıyoruz. Aranızda ‘Hayır ben yapmıyorum, bok da neymiş efenim. Ben çiçek kelebek dahası konfeti falan sıçıyorum.’ diyecek olan var ise ona buradan ‘tabtab, diiiy mi diiiy mi’ demek istiyorum. Neyse, hepimiz aşağıdaki durumlarla karşılaştık ya da günün birinde karşılaşacağız. Yine de bu size bir uyarı olsun. ‘Bok muhabbeti beni açmaz, ben gelemem öyle şeylere’ diyen varsa bu noktadan sonrasını okumasın. İşte bu nokta, şu biraz önce koyduğum. Ohooooo dostum, ama sen hala okuyorsun. Hişşşt kime diyoruuum. Hani tuvalete girersin ve uzun oturuşa geçersin de işini bitirince tuvalet kağıdı almak için elini attığında yerinde bulamazsın ya o ruloyu, böyle anlarda yaşanılan çaresizlik başka bir şey. Ne yapacağını şaşırıyor insan. Ya o ıslak, yalap şalap kıçına çekersin donunu ya da bu sonu yaşamamak için son bir çare banyodaki kapalı dolaplara yedek rulo bırakılmış mı diye bakarsın. Don ayak bileklerinde, bacaklarını geniş geniş açarak banyoda maymun gibi dolanıp dolapları kontrol edersin. Bunu yaparken de kıçından yere damlayan su damlalarının minimum olması için uğraşırsın. Yedek ruloyu bulduğunda yaşadığın sevinç ise eşeğini kaybedip bulmakla eş değerdir. (-yok deve – deve değil, eşek eşek) Çok küçük şeyler bizleri mutlu etmeye yetebiliyor aslında. (- Bugün öyle mutluyum ki Nejla - N’oldu bi’tanem? - Yedek tuvalet kağıdı desem..!)
Bu durumun daha vahimi ise suyun kesik olması ya da taharet musluğunun bozuk olması durumudur. Sucuğu bırakırsın sonra bi bakarsın, eneeeee, su yok. Bir de üzerine tuvalet kağıdı da yoksa ‘tam sıçtın’ demektir. Biraz önce yarattığın eser, bunun yanında amatör bir çalışmadır artık. Ormanda olsan yaprağa, taşa, dala silersin. Şimdi ne yapacaksın ha, ıııiiiyyy, git git giiiiiiit...! Bitmedi. Bir diğeri ise yarattığın eserin inatçı olması durumudur. (inatçı bok) Bir de misafir olduğun bir evde icra ettiysen eseri, durum çok vahimdir çooook. Artık ne yediysen, ne kadar zaman içinde tuttuysan, o şey beklentinin üzerinde büyüklükte ve tek başına teşrif eder mekana. Kendine ait bir karakteri vardır. Ona sadece bok demek hakarettir. (O biiiiiivvvvv bölünmeeeez bütün, o biiiiiiiv büyük mü büyüüük, o biiv o biiiiv ki üç dövt) İşte karşılaştığın böyle bir şey ise, sifonu tekrar tekrar çekersin. Su dolmasını bekler, yine çekersin. O gitmemeye yemin etmiştir. Kızar sana, yüzüne bakıp kıs kıs güler. ‘Hadi bakalım, elinden geleni ardına koyma’ dermiş gibi bakar. Küvete bakarsın, şans eseri kova falan varsa, kovaya su doldurup hızlı bir şekilde dökerek su ile döversin onu. Belki yaralarsın, azaltırsın ama o yine bütün heybetiyle oradadır. ‘Hadi bu kadar mısın haa, hadiiiiiii’ dermiş gibi bakar sana yine. Sen sinirden ve mücadeleden yorgun düşmüşsündür. Alnından ince ince terler süzülür. Bir de bunun üzerine banyoda çok kaldığını düşenen birisi seslenir dışarıdan. ‘ Kamiiiiiiiil, iyi misin?’. (-ulen kamil işte, ne kadar iyi olabilir, allağaaan kamili) Stresine stres ekler duyduğun ses. ‘İyi iyi, çıkıyorum şimdi’ dersin ama ne yapacağını bilemez haldesindir. Çömelip banyo duvarına sırtını dayarsın. Kollarını dizlerinin üzerinde birleştirip, kafanı kollarının üzerine koyarsın. Ağlamaklı olursun, belki ağlarsın. İşte o anda ak sakallı, bastonlu, beyaz entarili yaşlı bilge gelir gözünün önüne ve sana şöyle der. ‘ A oğul, (a-om) bir büyük ve güçlü düşman ile uğraşmak yerine, birden fazla ama daha küçük ve güçsüz düşmanla uğraşmak yeğ değil de nedir yaaaaaniiiii, hıııı şaşkın oğlan şaşkın ördeeek. Gel bi de burada oyna haspam, mama yer gibi ye şunu olma aslan. I-ıııhhhm pardon, dalmışım.” Sen yaşlı bilgenin söyledikleri arasından alacağın mesajı çeker çıkarırsın. Sonra da kılıcını (tuvalet fırçasını) çeker çıkarırsın. Düşmanına bir güzel girişir parçalarsın. Sonra bas tetiğe (sifona) gitsin şeeööreeffsiziiüün evladııı...! Sonra kılıcı da temizle ama. Amaaaaaan, ne bokmuş be arkadaşım. Yaz yaz bitmedi. Bu arada uzun bir aradan sonra yazdığım yazının konusunun bok olması ise neden uzun süredir yazmadığım ve ruh halim konusunda fikir veriyor mu hıııııı, şaşkın oğlan şaşkııııııın ördeeeeeeek...! ! |
| kendini bir bok sanmakara sıra da olsa insanın dötünün kalktığı andır. normalde bir bok olmadığınızı bildiğiniz halde o an size bir şey olur. bir an düşünürsünüz "acaba benden bir bok olur mu lan?" diye ama bu süre 12 ile 24 saat arası sürer. sonra kendinize gelirsiniz. içinizden kendinize "sen kimsin lan?" sorusu sorulur ve ardından fight club tan bir replik akla gelir ve onu biraz değiştirerek "ben jack'in gereksiz hayatıyım." dersiniz. akabinde dolaptan soğuk bir kolaalırsınız ve onu içerken duvara boş boş bakarsınız. |
| Türk tuvalet kültürübeyaz, ve yerde çukur olarak duran iki taş arası delik olarak yapılmış kolzet, yanında duran minik musluk, ve altındaki tas, yukarıdan uzanan zincire bağlı plastik tokmak" modeli de bize özgü. turistler bunu görünce acaba nasıl kullanılıyor diye merak ediyor.
banyodaki alafranga tuvalet (fransızları protesto etmek için) kullanılmaz, misafirlikte yanlışlıkla kullanmaya kalkmayın, çalışmaz.
alaturkasından, taharat musluklu alafrangasına her gün kullanmak zorunda olduğumuz tuvalletlerde doğu ile batı sentezinin yansıması
kendine has terliği vardır ev wc'lerinin. genelde %100 plastik olması tercih edilir.
kıçı önce su ile temizleyip sonra kurulamak türk tuvalet kültürünün önemli bir parçasıdır. diğer bir çok kültürde kıçtaki bok kuru kuru tuvalet kağıdı ile temizlenir.
boklu parmaklari fayans olmayan irtifaya kadar parmak ucunda yukselip, (temizligi zor olsun, badana gerektirsin diye) duvara surmek uzerine kurulu kultur.
muharebe nisangah istasyonlarindan birincisi olan kubura, desteksiz atis talimi yapilmasi vak'asinin jon turklerce yorumlanmasi
eger bir yurtta kaliyorsaniz isiniz cok daha kotu; cunku sekil kombinasyonlari kafanizi karistiracak kadar cok, nerden mi biliyorum? yurtta kaliyorum ve medeniyet gormemis insanlar deligi tutturamiyor....
halka acik tuvaletlerdeki klozetlerin uzerine tunemek suretiyle kabahatini yapmanin da bir parcasi oldugu kultur..
taharet işlemi sol elle yapıldığı için tuvaletlerde musluk genelde sağ taraftadır (kirli elle musluğa dokunmamak için). eğer musluk sağ tarafta değilse, ille de sol elimi kullanacm diyecek kişi şekilden şekile girecektir.
umumi tuvaletlerde: hicbir sart altinda sifonu cekmemek, sabunlugun icine attirmak, lavaboyu mumkun oldugunca kirli birakmak, kullanilmis pedleri cope degil de yere atmak, duvarlara "necla bu yaziyi okuyorsan iliskimiz bitmistir" ya da "geldim, gordum, sictim" turu yazilar yazmak, butun bunlari yaptiktan sonra da ellerini yikamadan cikip gitmek turk tuvalet kulturunun temel yapi taslaridir.bu adetler degismez vatan bolunmez!
içinde tünemek kavramını bile barındıran bir kültürdür. alafranga tuvaletlerde orduevlerinde eskiden söyle bir ibare vardi..."lütfen tünemeyiniz"...demek ki neymis...kus gibi tünemeyecek tuvalet kagidini klozete esit miktarda paylastirarak yayacak üsüne oturacakmisiz..ya da hafif popo kalkik durumda klozete oturmadan havada isimizi halledecekmisiz...
|
| hic bir sey istedigim gibi gitmedi kucuk bir mutlulugum vardi yetmedi cekmedi hayat maratonunu kalbim ölüm beni birakip gitmedi hergün kulagıma gelen ritm bana baska geldi damarlarımdan gecen kan ritmi sevmedi dış basınç azınca azrail mezarı kazınca kardes kardese pusudan bakınca ritmi kacıran hayat hergun gelıyor bana bayat yan sokaktakı gavat kapımın onunden kalk benım sınırlarım içimdesin p*ç sıkıcam kafana kaç tutamıyorum kendımı bam bam bam bam ... yine hapisteyim bugun de hiçbir vakit ritm tutmuyor hayat boktan ritm atıyor hapisteki yatak batıyor gözümü yine kapayamıorum uyku yok kapasam bir munakaşa cıkıcak hepsının elınde cam kesıp dogramada var benımde madalyam hayata ben güldüm hep sonun da güldü bana sevdiğim gelicem yanına darılma ritm yok ben de anla sende haklsıın tekmeyı bastım hıcbır zaman sana siir yazdım bos gunum coktu ben sacma rıtmde pompolı sacmasıyla avdaydım
|
| kişinin kendi hayatını değerlendirme çeşidi. bu da böyle bi' yorum işte.
iki arkadaş oturup kafayı çekerler. dertli arkadaş döker içini. ve son sözleri şöyle olur: "ohh be abicim senin ne güzel bi hayatın var." "son model araban, güzel bir karın ve de aslan gibi bir oğlun tabi." "hem işin de iyi. çok güzel para kazanıyorsun." "bla bla...."
abi ise şöyle;
"uzaktan öyle göründüğüne bakma boktan bi' hayat benimksi de.."
böyle tipler de var hayatta. daha ne olacaktı geriii |
b e k i r d e d e
| Kırk taş büyüttüm içimde... Kırk renkli, irili ufaklı kırk taş... Her yıla birini sığdırmış, her rengi o yıla boyanmış, kırk taş attım denize... Deniz de denizdi hani, hiç almayayayım demedi, atma, tut elinde, sakın bırakma, demedi, yutuverdi taşımı...Attım gitti, uzak dalgalara savurdu taşlarım kendini, kayboldular...Sanki hiç elime almadım, sanki hiç boyamadım, hatıraları serpmedim üzerlerine, sanki hiç biri benim dediğim değildi, sanki hiç benle ağlamadı, benle gülmediler, sanki hiç benden değillerdi, her bir rengi, beni yaşatmadı sanki...Kendiliğinden kayıp gittiler elimden... Tutup sımsıkı, bırakmayayım dedikçe parmaklarımı acıtırcasına kaçarken, kaçışları bendendi sanki, ne yaptıysam, nasıl bir hata yaptıysam kalmaları için, neyi yapamadıysam?... Kırk taş büyüttüm içimde her bir yıla sığdırılmış kırk renkti, boyası silindi, denize attım, gitti... Kırk kuş uçurdum gökyüzüne, salıverdim özgürce, kimisi serçeydi, kimi güvercin, kimi kartal, kimi atmaca, kimi muhabbet, kimi leylek, kimi karga... Hırçın yıllardı, beceriksiz, tecrübesiz, kendini bilmez kuşlara verdi kendini günlerim... Uçmak için, soğuk kış günlerinde ısınmak, sabah güneşinde haykırmak için, bir başka ele konmak için, toplu halde uçup gittiler hepsi... Minik ağızlarında kırk taşım, onları da getirdiler, geri götüremeden attım denize... Vermedim geri emanetlerini... Şimdi hangi kuş yılındayım, hangi mevsimde uçurucağım yine elimden kayıp gidecek, hangi kuş mevsimi son, diyecek, kimbilir?... Kırk yıla bezedim bedenimi... Kırk uzun yılda harcadım nefesleri, güllere bezedim, kırmızı, sarı güllerle süsledim,güzel koksun diye, iyilik olsun diye her seferinde yanılsam da, yeniden harcadım, bir solukluk yaşamda neye bu kin, kavga diye, güzel olan ne varsa kendimden bildiğim, sergilemeye çalıştım kırk yılda...Kırk uzun yolda yürüdüm, dikenler , yabani otlar kesse de önümü, her bir yolda bilendim, her bir çetrefilli yol öğretti bana kendimi, benliğimi kırkıncı yolda buldum... Sandım mı ki?.. Nedir gerçek, nedir yalan?..Ben miydim yollarda yürüyen, yollar mıydı beni yürüten?... Belki de bundan sonraki yıllarda bulacağım ferkul diye birini.?.. Hiç tanımadığım biridir belki kendisi, belki kırk yıllık dostum, beni benden alan... Var mıydı, sorgulayacağım her seferinde, her bir yaş dönümünde eksisiyle artısıyla, gidenden çok geleni, gelenden çok gideni, hesaplamakdan yorgun düşmüş yılları yazacağım...Zaten ne zaman becerdim ki problem çözmeyi, ne anlarım matematikten?.. Çözen gelsin,buyursun, yazsın...Hangi işlem çözer bu matematiği?.. Sonuç belli gidilen yol, belirsiz....Kırk kere bir etti sıfır... |
| b e k i r d e d e
| Ulan ParaUlan ParaVar edildin ilah oldun Bir bilmezde silah oldun Emeklere bedel oldun Alınların teri para
Ulan para ulan para Yüreğimde açtın yara Hak seni yaradanlara Dertler versin sıra sıra
Sen bir doymaz icadısın Umudun derdin adısın Kötülerin uşağısın Zorbaların dili para
Ulan para ulan para Yüreğimde açtın yara Hak seni yaradanlara Dertler versin sıra sıra
Kral oldun başımıza Engel koydun sevdamıza Düşman diye karşımıza Çıktın türlü türlü para
Ulan para ulan para Yüreğimde açtın yara Hak seni yaradanlara Dertler versin sıra sıra
Amaç oldun araç iken Gönüllere ektin diken Bir yazı bir tura iken sen Şu ellerin kiri para
Ulan para ulan para Yüreğimde açtın yara Hak seni yaradanlara Dertler versin sıra sıra
Alın teri döktük yoksun Hırsızda soysuda çoksun Nesin sen be lanet olsun Dön yurduna geri para
Ulan para ulan para Yüreğimde açtın yara Hak seni yaradanlara Dertler versin sıra sıra |
|
| Önce bir kafes resmi yaparsın Kapısı açık bir kafes Sonra kuş için Bir şey çizersin içine Sevimli bir şey Yalın bir şey Güzel bir şey Yararlı bir şey Sonra götürür bir ağaca Asarsın bu resmi Bir bahçede Bir koruda Ya da bir ormanda Saklanır beklersin ağacın arkasında Ses çıkarmaz Kımıldamazsın Kuş bazen çabuk gelir Ama uzun yıllar bekleyebilir de Karar vermezden önce Yılmayacaksın Bekleyeceksin Yıllarca bekleyeceksin gerekirse Resmin başarısıyla hiç ilişiği yoktur çünkü Kuşun çabuk ya da yavaş gelmesinin Geleceği olup da geldi mi kuş Çıt çıkarmak yok Kafese girmesini beklersin Girdi mi kafese fırçanla Usullacık kapısını kaparsın Sonra kuşun bir tüyüne dokunayım demeden Bütün kafes tellerini teker teker silersin Yerine bir ağaç resmi yaparsın Dallarının en güzeline kondurursun kuşu. Tabii ne yapraklarının yeşilini unutacaksın Ne yellerin serinliğini Ne de yaz sıcağındaki böcek seslerini Otlar arasında. Sonra beklersin ötsün diye kuş Ötmezse kötü Resim kötü demektir Öterse iyi olduğunun resmidir İmzanı atabilirsin artık Bir tüy koparırsın usulca Kuşun kanadından Ve yazarsın adını resmin bir köşesine.
|
|
b e k i r d e d e
| Dost vardır ekmek gibi Acıkınca ararsın Dost vardır akrep gibi Sen ondan hep kaçarsın Dost vardır ilaç gibi Sen hep onu ararsın
Dost vardır Yağmurla toprak gibi Nasıl toprak kurumuş Hasretse yağmura Dost vardır öyle Hasrettir dostuna
Dost vardır yakut gibi Kullanıldıkça parlar Dost vardır pamuk gibi Kullanıldıkça yıpranır
Dost vardır ırmak gibi Seyrine doyamazsın Dost vardır ateş gibi Dokunursan yanarsın
Dost vardır dolunay gibi Geceni aydınlatır Dost vardır güneş tutulması gibi Gündüzünü karartır
Dost vardır'AZAD'gibi Uzaktır ma yürekte Dost vardır 'HASRET'gibi Özlemle beklenilmekte... |
|
b e k i r d e d e
| Eksikliğin Eksikliğin Susuzluğumdur benim Yokluğun Nefessiz kalışımdır Küskünlüğün Ölümümdür Uzakta oluşun Bitişi demektir yaşamın Bulutlu bir gökyüzü demektir. Karanlık gecelerde saklanan Yıldızlar demektir Sensizlik Bana Sensizliği verme Uzat ellerini Yanına al beni Seni seviyorum Seni seviyorum Al beni yanına rüzgarın olmak istiyorum Saçlarında gezinmek Gözlerine yaş olup akmak istiyorum Al beni yanına Yanına Yan An Unutma beni |
|
b e k i r d e d e
| BeN SeVMeZSeM ÖLeCeKSiN BiLiYoRuM Hep karanlıklarda kal güneşimi görme emi. Her an sayıkla uykunda dudaklarınla ismimi 'Sev beni, özledim seni, gel ey Peri, gelmeni diliyorum.' Ben gelmezsem, sen öleceksin biliyorum. Dudakların özlemiş beni demiştin biliyorum. Sen istesen de bu ayrılık uzun sürmez diyorsun. Elerimi tut, gözlerimi sev, yıldızları birleştiriyorum. Ben sevmezsem sen öleceksin biliyorum. Susadın su verdim, kızıl dudaklarımla Gözlerimden içtin, öpüştün yanaklarımda. Sesin yaktı, nefesin kavurdu, hala kulaklarımda. Ben öpmezsem, sen öleceksin biliyorum. Sen, sen gel, bir adım sev, ben bur,dayım. Rüyalarında hayallerinde, işinde,, sesinde kollarındayım. Parmakların sever de başkasını, yüreğin burda ben ordayım. Ben senin olmazsam, sen öleceksin biliyorum. |
|
- VAY NAMUSSUZ VAY Vay namussuz vay,vay!
-
- Nesin ulan nesin sen?
- Vay namussuz vay,vay!
- Türk değilsin kesin sen.
- Vay namussuz vay, vay!
-
- Sivas'ta yananların,
- Yanıp giden canların,
- Katilisin onların,
- Vay namussuz vay, vay!
-
- Türk ekmeği yiyen sen,
- Yaşayan sen, giyen sen,
- Türk'e aptal diyen sen,
- Vay namussuz vay, vay!
-
- Türkiye'de ye, iç, yat,
- İslam'a çat, Türk'e çat,
- Ulan nankör pis kopak,
- Vay namussuz vay,vay!
-
- İmansız, nursuz melun,
- Ar bilmez arsız melun,
- Sicilli hırsız melun,
- Vay namussuz vay, vay!
-
- Yazar çizer azması,
- Çalma, çırpma yazması,
- Salman Rüştü bozması
- Vay namussuz vay, vay!
-
- Konuşman ipsiz, sapsız,
- Yazdığın zaten çapsız,
- Kitabı bol kitapsız,
- Vay namussuz vay,vay!
-
- Laflarını tart köpek,
- Seni seni kart köpek,
- Yoksa katlin şart köpek,
- Vay namussuz vay, vay!
-
- ARİF der ki; biz vursak,
- Adam derler gurumsak,
- Gebersende kurtulsak,
| Tครคгı๓ ๒єкเг๔є๔є  Ziyaraeçi Defteri özєl ๓єรคןıภı Yคz
 | "Az korkun, çok ümit edin; Az yiyin, çok çiğneyin; Az konuşun, çok şey ifade edin; Az kızın, çok sevin; İyi şeyler sizindir..."
|
|
|
|