Meşru bir sebeple ve terbiye amaçlı olmaksızın bir müslümanın din kardeşine üç günden fazla küsmesi, selamı sabahı kesmesi caiz değildir.
“Bir müslümanın kardeşi ile üç günden fazla dargın durması helâl olmaz. Üç gün dolunca hemen gidip selâm vermelidir; o da selamına karşılık verirse ikisi de sevapta ortak olurlar. Karşılık vermezse o günaha batmış, selam veren dargınlıktan çıkmış olur(1). Ayrıca akraba arasındaki dargınlığın mesuliyeti daha büyüktür.
Kadın bir gül,erkek çiçek, Niye küseceğim küsmem. Bu ömür böyle sürecek , Niye küseceğim küsmem.
Sen benim canımsın canım, Kanına karışmış kanım, Sende bende bir insanım, Niye küseceğim küsmem.
İnsan hırsı gelir geçer, Acı söz yaralar açar, Ruh bedenden bir gün uçar, Niye küseceğim küsmem.
Namus leke almadıkça, İçinde kin olmadıkça, Sende beni anladıkça, Niye küseceğim küsmem.
Geldik geri döneceğiz, Teneşirde yunacağız, Salacaya konacağız, Niye küseceğim küsmem
Şu Mübarek Günde Küsmek Olur Mu?
Şu Mübarek Günde Küsmek Olur Mu? Uzat Ellerini Bayramlaşalım. Tanrı Selamını Kesmek Olur Mu? Uzat Ellerini Bayramlaşalım.
Eller Al Giyinmiş, Gider Bayrama, Şu Gurbet Ellerde Girdim Yaslara , Selam Olsun Sıladaki Dostlara, Uzat Ellerini Bayramlaşalım.
Yar Köyde , Ben Burda Peri Perişan, Var Mı Bizim Gibi Bu Derde Düşen, Nasib Eyle Mevlam Yare Kavuşam, Uzat Ellerini Bayramlaşalım.
Mor Gülüm De Al Güllere Yakışır, Yavrularım Yollarıma Bakışır, Bayram Gelir , Küsülüler Barışır, Uzat Ellerini Bayramlaşalım.
YİNE SENSİZ BİR SABAH Sabah ezanının sesiyle irkiliyorum yine, Saat sabaha karşı beş buçuk, Hava ağardı ağaracak, Yine gözlerimde bir damla uyku yok, Yine sigaram içmeden bitmiş, Ve sen yine yoksun yanımda, Titreyen ellerimde yine, Resmini tutuyorum sımsıkı, Giydiğim gömleğin yakası sırılsıklam, Ağlamaktan gözlerimde yine bir sel, Gözlerim yine kanlanmış bir vadi, Yine radyomda aşk şarkıları dinlemişim, Beynim uyuşmuş seni düşünmekten. Kalbim yine durgun bu gün, Yeni güne bile sevinemiyor, Aynada kendime bir bakıyorum da, Saçlarım yine dağınık, yüzüm solgun, Yine gözlerim yaşlı, yüreğim ağlamaklı,
Acaba diyorum kendi kendime, Aşkın mı beni uykusuz sabahlatan, Yoksa gözlerin mi beni çocuk gibi ağlatan, Yine aklımda binlerce soru, hepside cevapsız, Yine bir gün daha geçti sensiz, Yine bir sabaha merhaba dedim ağlayarak, Bilmiyorum sen ne yapıyorsun ama, Ben senin için yine gece gündüz ağlıyorum...
Lalelerin kontürünü çizmiş aşk Delmiş bağrını hançer yaprak Küstüm bana ben Yeni bahar,gonca gül Aşkıma tutsak
Renkler beni anlatsa Açık pembe düşlerim Daha koyu bugünüm Yarınımsa kıpkızıl,derin uzak mavi... Kavak pamuğunda saklı gülücük Konsa bir yüreğe yeşerecek çarçabuk Beyaz lale yediverene dönecek Yağmur ıslatırken gözyaşlarımı Uğurladım seni ayın gülen yüzüne Çoğaltarak sevgini yükledim gözlerime Safi durgun sulara yazdım adını Dokunabilseydim 'sen" yansıyan damlalara Ben gönlünde yaşamazsam Neden var ki hayat Ne yapsam geçmiyor o derin sızı Sözlerin incitmiyor Artık sıyrıldı anlamından kelam Toprağa dökülürken soğuk nefesim Gözlerinden öpüyordum özlemlerimi Susamışken zamanın susuz bekleyişlerinde kahkahaları ateş yalnızlığımın.... Hasret iki uçlu, ortada yar Ben hep diğer tarafta gönülde tutsak Susadım geçmişe, kapandı gözlerim Dinler gibi sustu dilim. Sustu dilim...
Kadın bir gül,erkek çiçek, Niye küseceğim küsmem. Bu ömür böyle sürecek , Niye küseceğim küsmem.
Sen benim canımsın canım, Kanına karışmış kanım, Sende bende bir insanım, Niye küseceğim küsmem.
İnsan hırsı gelir geçer, Acı söz yaralar açar, Ruh bedenden bir gün uçar, Niye küseceğim küsmem.
Namus leke almadıkça, İçinde kin olmadıkça, Sende beni anladıkça, Niye küseceğim küsmem.
Geldik geri döneceğiz, Teneşirde yunacağız, Salacaya konacağız, Niye küseceğim küsmem.
hasta yattım canım halim sormadın ben sözümdeyim ama sen durmadın hep kötü düşündün iyye yormadın şimdi ben mi senin kalbini kırdım
bacım dedim sana bacı bambaşka bu sevgi yücedir benzemez aşka fatma’yı adam saymadın başka şimdi ben mi senin kalbini kırdım
Küsmek hakkında
Kuran’dan uzak insanların ahlakının en belirgin özelliklerinden birisi “küsme”dir. Küsme, insanların birçoğunun hoşlanmadıkları durumlarla karşılaştıklarında, öfkelendiklerinde, sinirlendiklerinde, karşı taraftan bekledikleri tavrı görmediklerinde geliştirdikleri bir ‘karşı tavır’ türüdür. Kuran ahlakında yeri olmayan bu tavır, insanların çocuklukta öğrenip geliştirdikleri bir kötü ahlak özelliğidir. Ailelerinden, arkadaşlarından, çevrelerinden bu özelliği görerek büyüyen çocuklar, bir süre sonra bu tavrı daha da geliştirerek karakterlerinin bir parçası haline getirirler. İstediği oyuncak alınmadığında ya da istediği yere gezmeye götürülmediğinde bir çocuk anne-babasına küser. Bir arkadaşına öfkelendiğinde arkadaşına, haksızlık yaptığını düşündüğünde kardeşine, çok ödev verdiğini düşündügünde öğretmenine ve bunun gibi hayatında yer alan bir çok kişiye karşı küsme eylemini geliştirerek büyür. Cahiliyenin bu ahlakıyla büyüyen insanlar yetişkinliklerinde de bu ahlakı göstermeye, kendi iş arkadaşlarına, çocuklarına veya komşularına küserek yaşamaya devam ederler.
İnsanların birçoğu küsmeyi bir yaşam şekli haline getirirler. Konuşmak, soru sormak, dinlemek gibi, küsme de günlük hayatın içinde yer alan bir tavır haline gelir. Böyle insanlar ölürken de birçok kişiyle küs olarak ölürler.
Çocukken şuur sahibi olmamanın ve dünyayı, insanları tanımamanın sonucunda oluşan bu tavrı, yetişkin, olgun ve aklıbaşında her insanın mutlaka terk etmesi gerekmektedir. Bu da ancak Kuran’da Allah’ın bizden istediği ahlakı göstermekle, olaylara Kuran’ın gösterdiği bakış açısıyla bakmakla mümkündür.
Müslüman böyle bir ahlaktan neden kaçınmalıdır?
Müslümanın cahiliye ahlakına ait bu özelliğe karşı hem çok dikkatli olması hem de böyle bir ahlak göstermekten şiddetle kaçınması gerekmektedir. Çünkü herşeyden önce küsme dine uygun bir tavır değildir. Allah’ın Kuran’da bizlerden göstermemizi istediği ve Kuran’da tarif edilen üstün ahlaktan çok uzak bir tavırdır. Allah’ın beğenmediği ve razı olmayacağını bildirdiği bir karakter bozukluğudur. Ancak elbette küsme dendiğinde yalnızca çocuklukta olduğu gibi hiç konuşmama, birşey sorulduğunda başını diğer yöne çevirme gibi davranışlar algılanmamalıdır. İnsan küstügünde karşı tarafla konuşmak, sorulara cevap vermek, zorunlu durumlarda gereken diyaloğu kurmak durumunda kalabilir. Küsme, insanın karşısındakiyle olan samimi, içten insani bağlantısını koparmasıdır. Sevgisini, saygısını, şefkatini, merhametini ifade etmesini, birinci dereceden bir ruh bağlantısı kurmasını engelleyen, insanı karşısındakinden uzaklaştıran bir ruh halidir. Küsme, insanın küstüğü kişiyle arasında manevi bir boşluk oluşturur; şefkat, merhamet hissini yok eder. Kişinin üzerinde negatif bir elektrik meydana getirir. Ruhta oluşan bu manevi boşluk insanın yüzüne, konuşmalarına, bakışlarına etki eder. İnsan küstüğü kişiye güzel, anlamlı bakamaz, vicdanı rahat olmadığı için bakışlarını kaçırır, samimi konuşamaz, karşısındakini övemez, onun güzel özelliklerinden dolayı mutlu olamaz.
Küsme her yönüyle insana zarar veren bir tavırdır. Allah Kuran’da insanlardan nasıl bir ahlak göstermelerini istediğini bildirmiştir. Küsme Kuran’ı yaşamayan ve Allah’ın istediği ahlaktan uzak insanların gösterdiği bir tavır bozukluğudur. Müslüman Allah’ın razı olmayacağı bu ahlaktan şiddetle sakınmalıdır. En başta Allah’ın razı olmayacağını bilmek, kişinin sakınmasını sağlayacak en önemli sebeptir.
İnsanın böyle bir tavır içerisine girdiği anlar, Kuran ahlakından uzaklaştığını gösterir. 1 saat, 1 gün, 1 hafta veya 1 dakika ne kadar sürerse sürsün, insan bu ahlakı gösterdiği zaman süresince Allah’ın istemediği bir tavrı yapmakta ve o zaman dilimini kayıp içerisinde geçirmektedir. İnsanın Allah’ı düşünürken, Allah’ın kendisine şahdamarından bile daha yakın olduğunu bilirken böyle bir tavra girmesi mümkün değildir. Böyle zamanlar insanın büyük olasılıkla Allah’ın yakınlığını, Allah’a hesap vereceğini unuttuğu ve vicdanının sesini gözardı ettiği anlardır. Örneğin insan Müslüman kardeşine küserek geçirdiği 1 saati, Allah’ın ahirette karşısına kendisinden hoşnut olmadığı bir an olarak çıkaracağını bilse, böyle bir tavra cesaret edemez. Allah’ın Enam Suresi’nin 162. ayetinde, “De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır." sözleriyle bildirdiği gibi, Müslüman hayatının her anını Allah için yaşar ve Allah’ın istemediği bir tavrı göstererek tek bir saniye bile geçirmekten kaçınır. Bu yüzden Müslümanın Allah’ın istemediği her tavırdan uzak durması, dikkatini açması ve iradesini, gücünün yettiği ölçüde kullanması gerekir.
Küsmenin insana getirdiği zararlardan birisi de, kişinin neşesini, sevincini yok etmesidir. Oysa sevinç ve iş neşesi Allah’ın Müslümana hem dünyada hem de asıl hayatları olan ahirette verdiği en büyük nimetlerdendir. Müslümanın dünyada da kesintisiz olarak ahiret neşesi içinde olması gerekir. Küsme insanın neşesini, sevincini ve coşkusunu ortadan kaldırır; içine kapanmasına, sürekli bir öfke haline ve gerginliğe sebep olur. İnsan bu şekilde kendisine zulmetmiş ve kendisini mutsuz edecek, neşesini engelleyecek bir ahlaka kendi kendisini itmiş olur. Müslümanın böyle bir tehlikeye karşı uyanık ve temkinli olması, cahiliyeden getirilen bu ahlakı üzerinden tamamen atması gerekmektedir.
Müslümanı bu ahlakı göstermekten alıkoyacak en önemli sebeplerden birisi de, insanın dünyadaki vaktinin küsmeye ayrılamayacak kadar kısa ve geçici olmasıdır. Müslümanın dünyada geçirdiği zamanın her dakikası, her saniyesi çok değerlidir. Bu geçirilen son derece kısa zaman diliminin her saniyesi, Allah’ın hoşnut olmasıyla sonsuz bir cennet hayatına veya Allah’ın razı olmaması sonucu ebedi bir cehennem hayatına dönüşebilir. Bu yüzden Müslüman, her an bitebilecek olan dünya hayatının her anında Allah’ı razı etmeye, Allah’ın beğendiği ahlakı göstermeye çalışmalıdır. Küsmenin Allah’ın beğenmediği bir tavır olduğunu bilerek, bir an dahi olsa Allah korkusunun gücüyle bu tavra cesaret etmemelidir.
Küsme Kuran’dan uzak insanların yaşadığı cahileye ahlakının bir parçasıdır ve Allah’ın beğenmediği bir ahlak özelliğidir. Allah’tan korkan ve samimi iman eden Müslümanlar ahlaklarında bu özelliğin en ufak bir parçasına bile yer vermekten kaçınırlar. Müslüman bu tavrın hiçbir şeye bir çözüm olmadığının, insana manevi olarak büyük kayıplar verdiğinin, kişinin dini samimi olarak yaşamasının önünde engel oluşturduğunun bilincindedir. Samimi ve yalnızca Allah rızasına dayalı bir sevgi ve dostlukta küsmeye yer olmadığının; ihlasla iman eden bir kişinin küsmeye güç bulamayacağının farkındadır. Müslüman herşeyin çözümünü, her sorunun cevabını Kuran’da bulur. Kuran dışında cahiliye kurallarına, cahiliye ahlakına yönelmekten sakınır. Allah Maide Suresi’nde hükmü en güzel olanın Rabbimiz olduğunu bizlere şöyle bildirmektedir:
Onlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah'tan daha güzel olan kimdir? (Maide Suresi, 50)
Ben küstüm
Sen hiç kendine küstün mü?Ben küstüm.Kimseye sormadan İçimde yaşattım senin dostluğuna.Bahardı yüreğimde mevsim.Yazı görmeden kış geldi.İçimde fırtınalar kopuyor.Artık ne fark eder ki.Ben dondurucu soğukta güneşle yanıp kavruldum.Şimdi gün güneş olsa, etrafım güllerle dolsa ne çıkar.İçimde ölen biri var.İçimde ölenle birlikte ölen bir ben var. Her damla gözyaşımla seni akıttım gözümden.Seninle sevdiğim herşeyi çıkartsam hayatımdan, çıkartabilsem...Seni bana hatırlatan her şeyden adım adım uzaklaşıyorum.Ben ki sana koşmak isterken bunu yapıyorum ya, kendime inanamıyorum.İçimden her gün, her saat, her dakika birşey kopuyor.Parçalanıyorum görüyor musun? Kendimle hala küskünüm.Barışmayacağım.Artık şarkı söylemek gelmiyor içimden.Kimbilir, belki kağıt kalemle de küserim.Herkese, herşeye sebepli sebepsiz küsmek, omzumu çekerek küçük bir çocuk edasıyla “banane” demek ve saatlerce ağlamak istiyorum.Belki gözyaşlarımla bu acıyı da atarım içimden.Sen üzülme!Küskünlüğüm, kırgınlığım sana değil!Ben sadece kendime küstüm.
Sana söylemek isteyip de söyleyemediğim, boğazımda düğümlenen sözler kaldı.Yutkunmakta zorlanıyorum.Sanki göremediğim ama varlığını hissettiğim bir el kapatıyor ağzımı.Nefes alamıyorum.Yüreğime bir hançer saplandı sanki.KİMSE GÖRMÜYOR AMA YÜREĞİM KANIYOR. Hani insan çok sıkıldığında, çok üzüldüğünde ıssız, sessiz herkesten uzak bir yerde yalnız kalmak ister ya, bende tam tersi.Ben kalabalık içinde kaybolmak ve kaybolan beni aramak istiyorum.
İçimde bir yara var.Dünyanın hiçbir hekimi deva bulamaz.Hiçbir ilaç yaramı kapatmaz.Artık buraya bahar gelmez, gün doğmaz.Güneşimi kaybettim, karanlığa müebbettim...
dağa küsmek
Rüzgâr esti, sıçradım, sürüklendim, savruldum; yerimden yurdumdan oldum. Rüzgâra aldırış etmeyen dağa, defalarca çarptım, çarptım, çarptırıldım… Şimdilerde dağın eteklerinde çarpıyor kalbim. Bir saman tanesini hor görme ey rüzgâra aldırış etmeyen dağ, tavşanla beraber ben de küserim bak! Kime diyorum ki, umurunda mı? … Güneşin önüne geçtiğim için güneşle aramız iyi değil. Sırf sana olan hayranlığımdan ötürü geldim ama beni duymuyorsun sanki. Günlerdir sesleniyorum, günlerdir sana olan hislerimi döküyorum ama hiç tepki vermiyorsun. Hem yıllardır kuraksın, neden? Benim bir sürü arkadaşım var ve biz bir araya gelince coşkunluğumuzun göstergesi olarak yıldırımlar eşliğinde yağar, rahmet oluruz. Ama senin için tüm arkadaşlarımı bıraktım. Günlerdir sesleniyorum, hiç cevap vermiyorsun. Şimdi inanıyorum tavşanların küstüğüne. Sahi tavşanlar neden küsüyorlarmış sana? Bir tavşan dağa neden küser acaba? Haberin var mı? Kime diyorum? Umurunda değilim sanki. Böyle yaparsan tavşanlar elbette küser. Ben de küserim bak! İyi, öyle olsun! Gidiyorum, küstüm sana. Bulutlarla işin olmaz zaten, gidiyorum, biraz başını dinlersin artık… … Bir yuva kurayım dedim ama ne bir ağaç var ne de başka bir canlı. Seni böyle görünce çok korktum. Ey dağ, yıllar önce sen böyle değildin, neden böyle oldun bilmiyorum. İster yanlış anla, ister darıl ama ben sende daha fazla duramam. Hem sende küçücük bir kuş olsa ne olur olmasa ne olur. Yüceliğin karşısında ne oluyorum ki ben? Tavşanla beraber ben de küstüm sana, çünkü çok yabanisin artık. Kusura bakma ne dediğimi bilmiyorum. Kızgınım, çok fenayım; of ya deli olacağım, hiç dönüp bakmıyorsun bile… … Bir kurdu bile barındırmak istemiyorsun gibi. Neden bu kadar katısın? Tavşanları küstürdün, diğer canlıları da ve ben hâlâ açım, aç. Sen neye açsın söylesene? Herkesi küstürüyorsun ve artık beni de sevmiyorsun sanki. Oh! Kime diyorum ben ya? Şuna da bak! İyi, ben de küstüm, haberin olsun… … Hey yüce dağ! Bak bu sefer tek gelmedim. Beni hep sıradan biriymişim gibi görüyorsun, öyle değil mi? Zaten ayıları hiç sevmezsin. İşte dostlarımla son kez sesleniyoruz sana. Hepimiz buradayız, kurt, tilki, kartal, domuz, sansar, yılan, fare ve diğerleri... Hepimiz seni dost bildik ama sen iyicene yabancılaştın bize. Tavşanlar artık yok, çoğu dostumuz da yok ve hepsi senin yüzünden. Bize yabancıymışız gibi davranıyorsun ve sana muhtaç olduğumuzu düşünerek kendini hep erişilmez, yüce görüyorsun ama buraya kadar. Biz, hep birlikte senden ayrılma kararı aldık. Çok kızdık sana ve çok darıldık, gidiyoruz. Hoşça kal… … Merhaba, ben, sana küsen o malum tavşan. Bir umut diye geldim ama bakıyorum da kimse kalmamış. Böyle yaparsan barışmamız zor, biliyorsun mu bilmiyorum! Ne dediğimi bile bilmiyorum, hep senin yüzünden! Derdime ortak olmuyorsun, beni anlamıyorsun. Neden böylesin? Anlamıyorum. Anlaşıldı sen konuşmayacaksın, benim küskünlüğüm devam ediyor bilesin. Gerçi bilmiyorsun, nereden bileceksin ki? “Sana küstüm, haberin olsun” bak, bu cümleyi yine kuruyorum, tınlamıyorsun ha? Öyle olsun! Aynı tas aynı hamam, aynen devam... Kime diyorum tüm bunları, umurunda mı? Gidiyorum ben, gidiyorum… … “Sevmek ve sevilmek güneşi iki taraftan hissetmeye benzer.” D. Viscot. Hayır, galiba Viscott, çift ‘t’ ile idi. Malum güneş tek olunca… Dağ tek, sevgi tek taraflı, sevilenin sevgisi belli değil. Dağın durumu karışık biraz. Yalnız, yüce, üstün; böbürlenmesini de biliyor bu arada. İçinde barındırdıklarının kıymetini bilmedi ve kaybetti, kaybetti tüm değerleri. İlgi istiyordu içindekiler, barındırdıkları sevgi istiyordu ama küsüp gittiler. İnsan da böyle değil mi? İçimizdekileri unutursak, sahip olduklarımıza değer vermezsek bu dağdan ne farkımız olur? Küçük dağlar aşılmalı, tavşanlar gibi dağa, yani hayata küsmemeli. Küçük dağlar, çünkü gurur büyütülmeyecek kadar küçük bir şeydir aslında. Her zaman istediğimizi alamayız ama istediğimiz miyiz biz? Düşünmeliyiz. İstediğimizi alamıyorsak, hayat bize ne veriyorsa oyuz. Öyle değil mi? Konuyu bağlama şekli saçma gibi geldi bana. Kendime küstüm şimdi iyi mi? Neyse, bağlama saçma da olsa türkü gayet güzel. “Yüce dağ başında yağan kar idim/yağdı yağmur, güneş vurdu, eridim, eridim, eridim, of eridim…” Yanık yanık, içten, muhteşem… Al sazı eline, vur teline teline; artık al şu hayatı eline. İçinde kalmasın, çünkü içinde olan, dışına da yansır…
Oğlan senin kızda senin hayatta,Sürünüyor aç ambarda gavatta,Meğer hayır yokmuş onla nikahta,Sen gününü gün et çulsuza inat.
Arasında bulsun senin gibi birini, Adam sandık o yosmanın erini,O bir kirdi yıka çıkar sen elini,Ömrünce mutlu ol çapsıza inat.
Gizli bahçemde sığınsam bir gölgeye Göstermesem yüzümü en yakın dosta Lanet okusam geceler boyu aşka Bir teselli bulur muyum sahte dünyada??
ben buradayım özlenen diğer uçta, nöbet tutuyorum kaybolduğum bu şehirde, kayboldum ruhunun derinliklerinde, yetişmiyor mutluluk, açmıyor çiçekler bahçemde, ben kayboldum koca bir şehirde, oda kayboldu bende.....
Gülü Susuz Seni Aşksız Bırakmam - Sanat Müziği
Seninle tattım ben her mutluluğu Bırakıp gidersen bil ki yasamam Ömrümden canımdan ne istersen al Gülü susuz seni aşksız bırakmam
Üşüdüm diyorsan güneş olurum Yanarım sevginle ateş olurum Dolarım havaya nefes olurum Gülü susuz seni aşksız bırakmam
Gönlündeki derdi siler atarım Ümit pınarıyla coşar akarım Kış göstermem sana ben hep baharım Gülü susuz seni aşksız bırakmam
Silahın tetiği düşse de bana; Vurulup yerlere düşmem Ceylanım…. Sen benim büyüğüm sen benim ağam; Bir söze darılıp küsmem Ceylanım…
Kimseler bilemez solda atanı; Şerbete ah edip ağu katanı; Can diye sarmayız adam satanı; Bir söze darılıp küsmem Ceylanım…
Yüreğim sizlerle bedenim burda; Yem etmem ağamı, çakala, kurda; Sen hele kadehi yerlere vur da; Bir söze darılıp küsmem Ceylanım…
Adımız fişektir soyadım deli; Dinmiyor sensizken gözümün seli; Öperiz büyükse uzanan eli; Her söze darılıp küsmem Ceylanım;
gelin çiçek derelim, yollarına serelim.. sevgi dolu türkülerle, annemize verelim
Ben...Küstüm ÇiçeğiTutunamayanlara...
oyuncağı kırılmış bir çocuktum ben çocukluğumda da büyüdüm kırıldı hayallerim
içlendikçe dışlandım dışlandıkça içlendim geçemedim bir türlü insan kaynaklarının kişilik testlerinden
sevdiğimi bulup tam da tutunmuşken yaşama eteğinden silkelendim
boşa koydular doldum doluya koydular boşaldım ne bana anlattılar ne ben anlattım
ben hayatta bir tek inançsızlığa inandım
erkenden göçüp gitmek geçerken aklımdan yakalandım yağma yok dediler,kal kaldım çekildim ağlarda çırpınan balığın yalnızlığına altı üstü bir sestiler sustum en olmadık sofraları süsledim
yaşadım ya, nasıl sermayeyi, emeği geçtim
ben hayatta bir tek sevmeyi sevdim
şair der ki;
küstüm ama neye,kime? hangi zamana? hangi iklime? turnaya mı,kekliğe mi? dağa küstüm, haberi yok! suya küstüm,haberi yok! dağlara kar yağdı, sular gürledi! ben küstüm; benim haberim yok! dağlar kışı yaşarken, benim içim bahardı. ama benim baharıma; hep karlar yağdı!
küstüm! ben küstüm ,sen barıştın; sen küstün,ben barıştım. zamanlar mı bize küstü? yoksa biz mi yanlış zamanlarda, yanlış zamanlarla barıştık?
BEN Mİ SENİN KALBİNİ KIRDIM
kömür gözlüm bana gönül koymuşun ne yaptımda senin kalbini kırdım sanırım sevgimi boşa yormuşun ne yaptımda senin kalbini kırdım
şimşek gibi bakışları dikme üstüme beni hırpalayıp gönlüm küstürme bu ne celal canım terör estirme nasıl neden senin kalbini kırdım